Yrd. Doç. Dr. Turgay ŞİRİN

Hâfıza nedir? Hâfızamızı güçlendirebilir miyiz? Öğrendiğimiz her şeyi unutmadan ömür boyu saklamak mümkün mü? Öğrenmeyle hâfızanın ilişkisi nedir? Beyinle hâfızanın ilişkisi nedir? Gerçekten bir okuyuşta bilgileri hâfızaya depolamak mümkün mü?..
Hâfıza, kaynaklarda; “görülen, işitilen, düşünülen, hissedilen vb. her türlü bilgiyi algılama, düzenleme, kodlama, saklama, tanıma, hatırlama ve kullanmayla tanımlanan öğrenme süreci; bu bilgilerin saklandığı var sayılan yer” olarak tarif edilmektedir. Buna ek olarak kaynaklarda, hâfızanın bir çok farklı türü sayılmaktadır. Meselâ; açık hâfıza, akustik hâfıza, analog hâfıza, gecikmeli hâfıza, ikonik hâfıza, kısa süreli hâfıza, örtülü hâfıza, somatik hâfıza, sözel hâfıza, uzun süreli hâfıza… gibi.
Öyle bir çağdayız ki, bilgiler âdeta ışık hızıyla değişiyor. Hattâ o kadar ki bu bombardıman yüzünden bir çoğumuz ‘hâfıza yetersizliği’ içinde kıvranır olduk. Özellikle eğitim-öğretimin içinde olanlar bunu en iyi yaşayanlar. Bu sebeple bizler hâfızayı ve onun özelliklerini iyi bilmek ve kendi hâfızamızı geliştirmek zorundayız.
Öncelikle bizler hâfızanın aynı zamanda tabiî olarak içinde unutmayı da taşıdığını bilmeliyiz. Yani hiç kimsenin hâfızası ya da hâfızasının gücü, sadece öğrenilen şeylerin toplamından oluşmuyor. Gerçek hâfıza, öğrenilenlerle unutulanların bir arada cereyan ettiği bir yapı. Önemli olan bu yapının hangi müessirlerle belirlendiğini ve nasıl çalıştığını anlamak; kendi hâfızamızdaki öğrenme ve unutma dengesini iyi kurabilmek ve bu süreci yönetebilmek. Yapılması gereken, unutmaya hayıflanmak yerine, öğrenmeye çaba harcamak. İşte bazılarımızın hâfızasını diğerlerimize göre daha kuvvetli kılan en önemli unsur da bu.

BEYİN VE HÂFIZA
Şüphesiz hâfızanın biyolojik merkezi beyindir. Hâfızayla alâkalı tüm süreçler beyinde cereyan etmektedir. Peki: “Beynin kapasitesi ne kadar?” Bu soruya vaktiyle Türkiye’ye gelen ünlü kişisel gelişimci Tony BUZAN,   -benim de hazır bulunduğum bir mecliste-: “Neredeyse sınırsız.” diyerek cevap vermişti. Onun aktardığına göre yapılan son araştırmalar insanların beyninin sadece % 1’ini kullandığını gösteriyor. Ne müthiş bir rakam değil mi? Yani bu demek ki % 99’luk bir oran bizim keşfetmemizi bekliyor!
Beyin, merkezî sinir sisteminin iki bölümünden biri ve kafatası içinde bulunan kısmıdır. Her türlü bedenî faaliyetin düzenlenmesinden, duyu organlarından gelen bilgilerin yorumlanıp uygun komutların verilmesine, duygu-düşünce süreçlerine kadar birçok faaliyeti yerine getiren ve son derece karmaşık olan beyin, anatomik olarak kabaca sağ ve sol yarımküreler olmak üzere iki bölümden oluşur. Beynin korteks denen dış kabuğu, 10 milyardan fazla sinir hücresine sahiptir. Bu hücreler sinaps denen bağlantılar oluşturur ki bu bağlantılar bizim hâfızamızın anahtarları ve sermâyesidir. Elbette ki, bu karmaşık sistem, herhangi bir insanın hattâ bir sinirbilimcinin hayal edebileceği karmaşıklığın çok çok ötesinde bir boyuta sahiptir.
Önceleri beynin büyüklüğünün, zekâ gelişimindeki ana faktör olduğu düşünülüyordu. Ancak tecrübeler bunu doğrulamadı. Sonra beynin kıvrımlarının gösterdiği artışın zekânın asıl kaynağı olduğu tespit edildi. Bu kıvrımlar her hücrenin diğer hücrelerle yapmış olduğu birleşmeler arttıkça, fazlalaşıyordu. Yani beyin hücreleri bir konuda ne kadar çok kendi aralarında bağlantılar yaparsa, beynin kıvrımları artıyor ve bu da bilhassa zihnî zekâyı arttırıyordu.
Sinir sisteminin ana işini yürüten hücreler, nöron (=sinir hücresi) denen özel hücrelerdir. Bu hücreler, istisnâları olmak üzere, bir gövde, ağaç gibi yan dallar (dendritler) ve bir de, bazen dallanabilen ve hücrenin “kararlarını” diğerlerine ileten, tek bir uzantıdan (akson) oluşurlar. Nöronlar, görevleri ve bulundukları yerlere göre çok farklı şekillerde olabilmektedirler.
Tony BUZAN bu sinir hücrelerinden sadece birinin 3 PC (3 bilgisayar) kadar bilgi depolama kapasitesine sahip olduğunu söylemişti. Her bir PC’nin o dönemde en az 20 GB hâfızaya sahip olduğu düşünülürse, ortaya muazzam bir rakam çıkıyor. Şöyle bir düşündüğümüzde, bir bilgisayara yüklenen sayfalarca kitabın en fazla 20-30 MB (megabayt) ve 1 GB’ın 1000 MB olduğunu düşünürsek, bir insanın ömrü boyunca öğrendiği tüm bilgilerin neredeyse bir hücreyi bile dolduramayacağını düşünüyor insan ve hayrete düşüyor! Düşünsenize, bir Kur’ân hâfızının ezberlediği Kur’ân-ı Kerîm 10 milyar sinir hücresinden sadece birini bile doldurmuyor! Bu da bize beynin âdeta sınırsız olduğu izlenimini veriyor değil mi?
Hâfıza-beyin ilişkisinde, beynin sadece bir öğrenme değil, aynı zamanda bir unutma organı olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız. Beyinde ne öğrenmeyle, ne de hatırlamayla ilgili ayrı ayrı merkezlerin olduğu söylenemez. Çünkü, beyinde öğrenmeyle ilgili birden fazla alan var. Aynı durum, hatırlamak için de söz konusu. Beynin sağ ve sol yarılarının bile öğrenme türleri birbirlerinden farklı. Genel olarak beynin sağ tarafı, daha çok uzay-mekân ilişkilerini, hislenme farklılıklarını, mûsıkî, resim gibi bilgileri öğrenirken, sol tarafı kâbiliyet gerektiren faaliyetleri, dili ve riyâzî işlemleri depolar ve yönetir.

HÂFIZA VE TEKRAR
Hâfızamız kısa süreli hâfıza ve uzun süreli hâfıza olmak üzere iki kısma ayrılır. Kısa süreli hâfıza, anlık şeyleri hatırda tutmakta kullandığımız bir iki kelimelik veya en fazla 8 harflik bir hâfızadır. Telefon numaralarını veya herhangi bir şeyi o an için hatırda tutabildiğimiz yer, kısa süreli hâfızadır. Ancak bilgiler eğer isteniyorsa burada ya unutulur ya da uzun süreli hâfızaya gönderilir. Ancak bu, belli kurallar çerçevesinde gerçekleşmektedir. Öğrenilenleri tekrar etmek veya öğrenirken kodlamaları düzgün yapmak gibi yöntemler kısa süreli hâfızadan uzun süreli hâfızaya geçen bilgilerin saklanmasını ve burada depolanmasını sağlar.
Öğrenme konusunda yapılan bir araştırma, bir öğrencinin okuduğunun ancak yaklaşık % 20’sini hatırlayabildiğini ortaya koymuştur. Eğer malzeme önce okunur, sonra da dinlenirse hatırla¬ma düzeyi yaklaşık  % 40’a çıkmaktadır. Okuduktan sonra dinleni¬len malzeme, aynı zamanda yazıldığı takdirde hatırlama oranı % 60’a çıkmaktadır.
Eğer öğrenci, okuma vazifelerini düzenli yapar, derslere düzenli olarak girer, dikkatle dinler ve not tutarsa, sınıfı geçmek ve hedeflerine ulaşmak, onun için hiç zor olmayacaktır. Notları temize çekmek ise başarıyı % 60 düzeyine çıkar¬maktadır.
Kısaca; sadece okunan bilgilerin % 20’si,  okunduktan sonra dinlenen bilgilerin % 40’ı; okunup dinlendikten sonra yazılan bilgilerin ise % 60’ı hâfızada kalır. Unutmaya karşı en iyi ilaç:
TEKRAR, TEKRAR, YİNE TEKRAR!
Düzenli tekrar yapmayan öğrenci, daha önce öğrendikleri arasında zayıf bağlantılar kuracağından, önceki öğrendiklerini hatırlamakta zorlanır. Bu da verimin düşmesi ve öğrenmek için harcanan zamanın boşa gitmesi demektir.
% 100 öğrendiğimiz bir şeyin (ki bu mümkün değil) 20 dakika içerisinde yarısını, 60 dakika içerisinde % 70’ini, gün sonunda da % 80’ini unuturuz. Ama unutma hiçbir zaman sıfır düzeyine inmez. Unutmayı engellemek için, çalışmalarımızın ardından verdiğimiz aralarda; tekrar yapma, düzenli not tutma ve tekrar amaçlı özetler çıkarma, akşam yatmadan önce de kısa tekrarlar yapma öğrendiğimiz bilgilerin kalıcılığını arttıracaktır.
Öğrendikten hemen sonra hâfızanın ulaştığı üst noktada uygun ve düzenli tekrarların yapılması, hatırlama miktarını dâima yüksek düzeyde tutmaya imkân verir. Bunu sağlamak için hatırlanan miktarın hemen düşmeye başlayacağı noktada düzenli tekrarlardan oluşan bir programın uygulanması gerekir.
Meselâ; 30-40 dakikalık bir öğrenme seansının sonunda yapılan ve 10 dakika süren tekrar, hatırlanan miktarın bir gün daha aynı düzeyde kalmasını sağlar. 2-4 dakika sürecek ikinci tekrar 24 saat sonra yapılmalıdır.  Bundan sora bilgi hâfızada bir hafta kadar saklanır. Bir hafta sonra yine 2-4 dakika sürecek üçüncü tekrar yapılmalıdır. Dördüncü tekrar; bir ay sonra 2-4 dakikalık bir süreyle yapıldıktan sonra, bilgiler uzun süreli hâfızaya geçer, ve son derece kuvvetli bir biçimde hâfızaya yerleştirilmiş olur.
Böyle düzenli tekrarlarla yerleştirilmiş bilgi şahsî telefon numarası kadar sağlamdır ve yeniden ortaya çıkarmak için çok küçük bir ipucu yeterlidir. Unutmayın ki düzenli tekrar yapmayan bir öğrenci, öğrenmek için harcadığı gayreti ziyan etmiş ve öğrenmeyi kendisi için bir işkenceye dönüştürmüş olur.
Unutmamak gerekir ki beynimiz aslâ vücudumuz gibi dinlenmez. Uykuda beynimizin kısa bir süre durması veya dinlenmesi de söz konusu değildir. Beynimiz ancak eğlenceli veya farklı bir şeyler yaptığında dinlenebilir. Bu nedenle ders çalışırken de dinlenmek için uyumak veya televizyon seyretmek gibi şeyleri yapmamalı, atalarımızın yaptığı gibi bir konuda yorulduktan sonra başka bir konuya geçip çalışmaya devam etmelidir. Bu yöntem bizim kadîm öğrenme yöntemlerimizdendir ve ilmî olarak da beyne faydası tespit edilmiştir.
Öğrenme üzerinde en az bozucu etki yapan şey uykudur. Bu sebeple yatmadan önce çalışılan derslerde unutma oranı diğerlerine oranla daha az olacaktır. Sabah kalkıldığında yapılacak bir tekrar, öğrenilenlerin uzun süreli hâfızaya yerleştirilmesinde büyük avantaj sağlayacaktır.
Peki ya hâfızamızı geliştirmek mümkün mü? Öğrendiklerimizi kolayca hâfızamıza yerleştirmek için farklı ve etkili yöntemler var mıdır? Zorlanmadan, kolayca hâfızaya bilgileri kodlayabilir miyiz? Kısaca tüm bu soruların cevabı “evet”tir. Ancak yazımızın sonuna geldiğimizden şimdilik bu soruların cevabını bir başka yazıya bırakmak mecburiyetindeyiz.

Çabuk Unutulanlar ve Zor Hatırlananlar
1.    İlişkilendirmenin yapılamadığı bilgiler.
2.    Uykusuzken veya aşırı uykuluyken öğrendiklerimiz.
3.    Tam anlaşılmamış konular.
4.    Başarısızlığı çağrıştıran bilgiler.
5.    Bir işe yaramayacağına inanılan bilgiler.
6.    Pasif dinleme ile öğrenilenler.
7.    Rakamlar ve isimler.
8.    Şuursuzca öğrendiklerimiz.
9.    Aralıksız, uzun süre çalışma ile öğrenilenler.
10.    Tekrarlanmayan bilgiler.
11.    Stresli bir durumda öğrenilenler.
12.    Önemsiz olduğu düşünülen bilgiler.
13.    Mutsuz olduğumuz veya aşırı duygulandığımız anlarda öğrendiklerimiz.
14.    İstenmediği hâlde zorunluluk duygusuyla öğrenilenler.
15.    Zorâki ezberlenenler.
16.    İnançlarımıza ters düşen bilgiler.
17.    İlgi alanımıza girmeyen bilgiler.
18.    Uygun zaman ve mekânda öğrenilmeyen bilgiler.

Kolay Hatırlanan ve Az Unutulan Bilgiler
1.    Kişiye anlamlı gelen, tam anlaşılmış bilgiler.
2.    Şuurlu olarak hâfızaya kaydedilenler.
3.    45 dakika öğrenme + 5 dakika tekrar + 10 dakika dinlenme ile öğrenilenler.
4.    Çok tekrarlanan bilgiler.
5.    Öğrenme tipimize uygun öğrenme yöntemiyle öğrendiğimiz bilgiler.
6.    Mutlu ve neşeliyken öğrenilenler.
7.    İsteyerek, yüksek motivasyonla öğrenilenler.
8.    Üzerinde düşünülerek yani şuursuzca ezberlenmeden öğrenilenler.
9.    Düşüncelerimizi tastikleyen bilgiler.
10.    Kendimize uygun bulduğumuz bilgiler.
11.    Hep aynı zaman ve yerde öğrenilenler.
12.    Olumlu çarpıcı, ilginç ve renkli bilgiler.
13.    Somut bağlantılar kurulabilecek, görülerek öğrenilen bilgiler.
14.    Uykudan önce öğrenilip, sonra tekrar edilenler.
15.    Kişiye başarıyı çağrıştıran bilgiler.
16.    İlgi ve bilgi alanımıza giren bilgiler.
17.    Nerede, ne zaman, nasıl kullanılacağı bilinen bilgiler.
18.    Stressiz bir ortamda öğrenilenler.
19.    Öğrenilmiş bilgilerle çağrışım yapan bilgiler.
20.    Önemli olduğu düşünülen bilgiler.
21.    Aktif dinleme ile öğrenilenler.

KAYNAKLAR:
Nurhan ER, Belleğimizi Geliştirmek Mümkün mü?, Türk Psikoloji Bülteni 2 (5) 100-106.
Robert ORNSTEİN, Yeni Bir Psikoloji, İnsan Yayınları.
Selçuk BUDAK, Psikoloji Sözlüğü, Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları 2000, s 121-122.
Tuba TÜRKER, Hâfızanızı Test Edin, Topsante, Ağustos 2005.
Turgay ŞİRİN, Kişisel Gelişim Medeniyeti İslâm Medeniyetinin Kişisel Gelişim Dinamikleri, Armoni Yayınları 2005.