Yrd. Doç. Dr. Turgay ŞİRİN

Kişisel Gelişim kavramını tanımlamak gerektiğinde, söylenebilecek çok şey karşımıza çıkar. Başta insanın, içindeki sınırsız gücün farkına varabilmesi, var olan potansiyelinin neler olduğunu kavrayabilmesi ve bunu kullanabilmesi kişisel gelişimin dahilindedir. Bu potansiyel gücün bileşenlerinin neler olduğunu kavrama ve kendi karakterinde nelerin yer aldığını tespit edip o yönde harekete geçilmesini sağlamak da “kişisel gelişimin” dahilinde ve amaçlarındandır. Hedeflerin belirlenmesi, duyguların kontrol edilmesi, davranışların yönetilmesi, olumlu olma ve olumlu davranma,  olumlu düşünme, öğrenme, okuma, güzel konuşma, hafıza teknikleri vb konuların hepsi “kişisel gelişimin” içine girer.

Kişisel Gelişim, kişinin hedeflerine ulaştıkça yenilerine yönelmesi, yeni hedefler aramasını teşvik eder. Diğer bir ifadeyle hedef büyüttürür. Fakat çok önemli bir nokta bu yolda (eğitimde) kişinin tek sorgulayıcısının kendisi olmasıdır. Kişi kendini aldatabilir ya da tam tersi, insani vasıflarının, vicdanının ağır basmasıyla kendini hesaba çekebilir. Bu yolculukta insan kendisiyle baş başadır.

Bugün, günümüz insanının bir çoğuna hitabeden ve büyük ilgi gören “Kişisel Gelişim”  çağın insanına ulaşmanın en etkili yollarından biri olarak önümüzde durmaktadır. Fakat tüm dünyada son 50 yıldır ortaya çıkmış olan ve  hızla yayılan, kurumsallaşan kişisel gelişim furyası Türkiye’ye de Batıdan ithal edilmiş bir akım. Bu nedenle hala daha kültürümüze ve değerlerimize yabancılık arz etmektedir. Ancak kişisel gelişim Türkiye’de daha  yeni olmasına rağmen, çok ilgi gören bir alan olmaya da devam etmektedir.

İnsan gelişimi ile ilgili teoriler insanlık tarihi kadar eskiye götürülebilir. Mesela M.Ö Çin bilgini Mençüs’ün “İnsanın Doğası Üzerine” adlı bir kitap yazdığı kaynaklarda geçmektedir.  Ancak, insan gelişimini, toplumdan ve insanı insan yapan diğer manevi unsurlardan bağımsız mütalaa etmek mümkün değildir. Yüzyıllardır insanlığın ortaklaşa oluşturduğu evrensel değerler gelişimden ayrı düşünülemez. Bu bakış açısıyla bakıldığında, aslında insan merkezli, dolayısıyla da toplum merkezli evrensel bir anlayışa sahip olan kültürümüzün, insan gelişimini sonsuz bir membadan beslenerek sağlayan, mükemmel “kişisel gelişim” yöntemleriyle dolu olduğunu görürüz. Bunun başında da şüphesiz “Tasavvuf” gelmektedir. Tasavvuf ve Tasavvuf Kültürü hakkında söylenecek çok söz bulunmaktadır. Ancak konumuz Tasavvuf ve Kişisel Gelişim ilişkisini irdelemek olmadığından, sadece Tasavvufun önemine değinmekle yetineceğiz.

Tasavvuf ve Tasavvuf Kültürü ayrı bir konu olması nedeniyle bir yana bırakıldığında, güncel bir akım olarak karşımızda duran “Kişisel Gelişim” alanında, piyasada binlerce kitap bulunmaktadır. Peki bu kitaplar faydalı mıdır? Bu kitapları nasıl okumalı, hangilerini okumalı? Okurken nelere dikkat etmeli?

Kişisel Gelişim kitaplarının tümü faydasızdır ya da tümü faydalıdır gibi bir düşünce serdedilemez. Piyasada çok sayıda kişisel gelişim kitabı bulunmaktadır ve elbette bu kitaplardan faydalı olanlar olduğu gibi faydasız olanlar da vardır. Peki ne yapmak lazım?

Öncelikle Kişisel Gelişim kitaplarını kendi içinde ayırmak gerekir. “Kişisel Gelişim” kendi içinde bir çok konuyu ihtiva eden geniş bir alan olduğundan, bu alandaki kitaplar da çeşitlidir. Bu nedenle bu kitaplar kendi aralarında da ana alanlara ayrılırlar. Genel olarak “Kişisel Gelişim” kitaplarını; “Genel Kişisel Gelişim Kitapları, Yönetim, Motivasyon, Sağlıklı Yaşama ve Stres, Beden Dili, Öğrenme-Hızlı Okuma, Güzel Konuşma ve Hitabet, NLP, Hafıza-Düşünce-Zeka ve Muhtelif Diğer Konular”a ait kitaplar olarak ayırabiliriz.

Söz konusu alanlarda okunacak kitaplar muhakkak seçilerek okunmalıdır. Nitekim “Kişisel Gelişim” Türkiye’ye ciddi bir alt yapı ve ihtiyaç oluşmadan, Batı’nın kişisel gelişim kitaplarının çevirisi şeklinde geldi. Bu da özellikle Türk okuyucular açısından ciddi sıkıntılar oluşturdu. Bu sıkıntının en büyük nedeni, Türk okuyucuların okudukları kitaplarında kendi ihtiyaçlarının tamamını bulamamaları ve önerilen cevapların ise kendileri açısından uygulamaktan uzak olmasıydı.

“Kişisel Gelişim” kitaplarını ihtiyaca göre okumakta fayda vardır. Genel bir okuma yapmaktansa, yukarıda saymaya çalıştığımız alanlar çerçevesinde ihtiyaca uygun alanlar belirleyerek okumak, hem zaman kazandıracak hem de ihtiyacın çözümünü hızlandıracaktır. Ancak burada şunu hemen belirtmeliyim ki, “Kişisel Gelişim” kitaplarını büyük beklentilerle ve yüksek ön kabullerle okumamak gerekir. Bu, karşılaşılan en büyük problemlerden biridir. “Kişisel Gelişim” kitaplarını kurtarıcı olarak görmek yanlıştır. Hemen her okuyucuda karşılaştığım problemin başında “umduğumu bulamadım”, “ne ümitlerle almıştım ama hiçbir faydası olmadı” gibi şikayetler bulunuyor. İşte bu şikayetlerin en büyük nedeni, alınan kitaplara büyük ümitler bağlamaktır. Unutmayın ki, bu kitaplar hayatın sihirli değneğini size verecek kitaplar değildir. Reklam ve satış tekniklerine uygun hazırlanan kampanyalar ve sırf satsın diye konulan kitap isimleri sizi aldatmasın. Aldığınız kitabı eleştirel gözle okuyun ve bunun sadece bir kitap olduğunu unutmayın.

“Kişisel Gelişim” kitapları, yazıldıkları toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak yazılan popüler kitaplardır. Bu nedenle, Batı’da yazılan bir kişisel gelişim kitabı, haliyle kendi toplumunun ihtiyaçlarına göre hazırlanmış olmaktadır. Tamamı için bu genellemeyi yapamayız elbette. Ancak ezici bir çoğunlukla bu, böyledir.

Kişisel gelişim kitaplarını seçerken daha önce okumuş olanlara danışmakta fayda var. Bunu yapamıyorsak, alacağımız kitabın başlığına değil, içeriğine muhakkak bir göz atmalıyız. Kitabın içindekiler listesi, kaynakçası ve arkasındaki tanıtım yazısı bize kısmi bilgiler verir. Bütün bunlardan sonra kitabın ihtiyacınızı karşıladığını ve bilgilerin doyurucu olduğunu hissediyorsanız kitabı alabilirsiniz.

“Kişisel Gelişim” kitapları içinde, yukarıda bahsedilen ve aşırı beklentiler oluşturan, kişinin egosunu şişirerek, boş heveslere kapılmasına neden olan kitaplara daha çok “motivasyon” kitapları içerisinde rastlıyoruz. Diğer alanlarda, özellikle “Hızlı Okuma”, “Hitabet”, “Diksiyon” gibi teknik konularda  bu şikayetlerin azaldığı, teorik kitaplardaysa bu şikayetlerin arttığı görülmektedir.

Kişisel Gelişim kitaplarının bir diğer hatasıysa her insana aynı reçeteyi  vermesidir. Bu, kişisel gelişimcilerin, kendini gerçekleştirme kavramının içini neye göre doldurduklarıyla alakalıdır. Nitekim, Batı’lı kişisel gelişimciler, başarılı, kendini gerçekleştirmiş ve mutlu, doyum veren bir hayata sahip insanları tarif ederken, kendi toplumunda bulunan ve kendi toplumu içinde bu kriterlere uygun olan insanı modellerler. Ve herkese aynı modeli önerirler. İşte bu noktada da “Türk” ya da “Müslüman Kişisel Gelişimciler” Batılı meslektaşlarından ayrılmaktadır. Nitekim bizde “kendini gerçekleştirme” ve “başarı” kavramının içi farklı şekillerde doldurulmalıdır. Zaten kendi kültürümüzde var olan “İnsan-ı Kâmil” tabiri de bu, kendini gerçekleştirmiş insan kavramını karşılamaktadır.

Hiçbir insan tamamıyla birbirinin aynı değildir. Söz konusu olan insanın kişisel gelişimi olduğunda bu gerçek daha çok gün yüzüne çıkmaktadır. Bu noktada, genel bir yöntem ve çare değil, insana göre ve her insan için değişebilen esnek bir yöntem ve çare sunulmalıdır. Bu ise insanların benzer yönleri üzerinden bir gelişim anlayışı oluşturmanın ötesinde bir şeydir.

“Kişisel Gelişim” okuyucularından dinlediğim en sık şikayet, kitapların insanın egosunu şişirdiği, motive ettiği ancak bunun uzun sürmediği ve hemencecik sönüverdiği, dolayısıyla da derin bir hayal kırıklığına uğradıkları şeklinde oluyor. Bu, Batı kültürüyle, Doğu kültürü arasındaki temel bir farkı, “özgüven” ve “irade” anlayışındaki farklılıkları gösteren çok güzel bir örnektir.

Batı’da insanın yapıp etmeleri tamamen insanın kendine bağlanırken, Doğu’da, -vahiy kültüründen de kaynaklanan bir anlayışla- insanın yapıp etmelerinden sorumludur ancak küllî değil, cüz’î bir iradeye sahiptir. Buna göre kişi “devesini kazığa bağlar” sonra da “Allah’a emanet eder”. Allah’ın izni dışında bir başarı ya da başarısızlık tasavvur edilemez. Tam bu noktada, Allah’ın dostluğu ya da muradı kazanıldığında, insanın önünde hiçbir kuvvetin tutunamayacağına inanılmaktadır. Kısacası müslümanlar, herhangi bir işi yaparken kendi gücüne güvenerek bunu yapmazlar. Müslümanlar kendi “sınırlı” kuvvetlerine değil, kendileriyle beraber bulunan “Evrenin Sahibi”nin sınırsız gücüne dayanırlar. Bu sayede, insanın gücüyle sınırlı başarıları değil, insanın gücünün ötesindeki başarıları da elde etmek imkan dahiline girmektedir. Nitekim kainatın yaratıcısı arkasında olan bir insanın önünde durabilecek hiçbir güç yoktur. Bu anlayış irdelendiğinde, pasif bir insan anlayışından çok, insanın da üzerinde bir güven kaynağına bağlanan ve insanüstü başarıların imkanını öngören bir anlayış içerdiği görülecektir. Bu ise, daha sağlam ve daha güçlü bir başarının oluşmasını temin etmektedir. Ancak hemen her sistemde olduğu gibi, burada da bu anlayışın yanlış yorumlanması ve kullanılması da mümkündür elbette. Fakat, bu anlayışın doğru kullanıldığı zaman insanların ve medeniyetlerin (Müslüman) ulaştığı seviye ile, söz konusu anlayışın yanlış kullanıldığı dönemlerde Müslümanların düştüğü seviye tarihin objektif satırlarında görülmektedir.

Allah insanı mükemmel yaratmıştır. Tek yapmamız gereken onu keşfetmektir. Dosdoğru huzura ermek, hakikati bulmak ve Allah’ı tanımak isteyenler, istikamet üzere olarak, Allah rızası doğrultusunda bunu gerçekleştirebilirler. Bu açıdan bakıldığında, ulvi bir kaynaktan beslenen ve insana, kendini gerçekleştirerek ruhunun derinliklerinde yatan sırlara muvafık olup, mutlu, doyum veren, huzurlu, başarılı, kısacası “fıtrata uygun” bir hayat yaşamayı öğreten en büyük kişisel gelişim kitabı “Kur’an-ı Kerim”dir. Bu kitabı okuyup anlayabilenler, sonsuzluğun ve hakikatin kapılarının anahtarlarını elde etmiş demektir. Bu ise, hakiki mutluluğun, huzurun ve hikmetin ta kendisidir.