Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar. Ledric Dumant
Yalancının cezası kimsenin kendisine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır. Bernard Shaw
Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile, kendi aklımız kadar akıllıyız. Montaigne
Hayat tanrının bize sunduğu bir armağandır, onu değerlendirme şeklimiz ise, bizim tanrıya sunduğumuz bir armağandır. Mark Twain
Panik şaha kalkmış korkudur ve korku her zaman korkulan şeyden daha fazla zarar verir. Marie Curie
Dünyanın gördüğü en büyük başarı, önce bir hayaldi.
En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi. Allen
Genç bir adam, kendi yaşadığı topraklardan, kendisi için en iyiyi gösterecek ve beynini kemiren o soruyu sorup cevap alabileceği bir bilgin bulmak ümidiyle ayrılmaya karar vermiş. Yolda uğradığı ve ilk defa gördüğü küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra, yolda karşılaştığı birine, bu beldenin en bilge kişisi kimdir acaba? diye sormuş. “Fırıncı babadır” “bizden birinin aklına bir şey takılsa ona koşarız. O da bize hakikati işaret eder” cevabını alır. Nerdedir bu zat? Diye sorar. “Parkın karşısındaki fırındadır” cevabını alır. Ancak ne kadar aradıysa da bir türlü bulamaz fırını. En sonunda yol kenarında tek başına oturan bir çocuğa:
Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler. Çocuk: “Ben de buraya ilk defa geliyorum”, demiş. “Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde”. Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez. Çocuk: “Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.
“İyi ama, demiş adam. Bunların parkta  değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?”
Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk. Üstelik, menekşeler de katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız. Adam, gözlerini hafifçe kapatarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kâğıt para çıkartıp teşekkür  ederken çocuğun kör olduğunu fark etmiş. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini fark ettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken: Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi? Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür…

Her geçen gün daha fazla problemle karşı karşıya kalan modern insan, problemlerini çözmek için yeni yollar arıyor. Son zamanlarda bu ihtiyacın öne çıkardığı alanların başındaysa “kişisel gelişim” gelmekte. Öyle ki bu alanda yazılan kitapların sayıları artık binlerle ifade edilir oldu. Bununla beraber her gün bunlara bir yenisi ekleniyor. Ancak bu durum beraberinde yeni bir tartışmayı gündeme getirdi. O da; kişisel gelişimin zararlı olup olmadığı ve kişisel gelişimin sunduğu çözümlerin insan için ne kadar etkili olabileceği.
Uzmanların bir kısmı kişisel gelişim kitaplarının insanların kendilerini keşfetmeleri için onlara önemli bir ışık tuttuğu, bazıları da zaman kaybı olduğı kanısında. Bu tartışmada önemli bir diğer noktaysa yurt dışında uzun yıllardan bu yana okunan ve bir endüstri haline gelmiş olan kişisel gelişim kitaplarının ülkemizde de keşfedilmeye başlamış olmasıdır.
Kişisel gelişim kitaplarının çoğu, kişinin günlük hayatında karşılaştığı zorluklarla nasıl başa çıkıp mutlu olabileceği konusunda ipuçları veriyor. Peki günümüzde iş ve özel hayatında mutlu olmak isteyenlere yol gösteren ve altın çağını yaşayan kişisel gelişim ne kadar sağlıklı? Kişisel gelişimin bir doğası ve yöntemi var mı? Kişisel gelişim nedir? Bu işin bizcesi var mıdır? Bizcesi varsa bu nasıl olmalıdır? Kişisel gelişim kavramlarının yanına birer âyet ve hadîs koymakla işin bizcesi oluşur mu? Kişisel gelişim kavramlarını ve tavsiyelerini, inancımızla ve kültürümüzle bağdaştıramaz mıyız? Buna paralel olarak toplumumuzca özümsenmiş ve inanç eksenimizde modellenip oluşturulmuş bir insan anlayışında bu bilgiler eritilerek yeni bir sentez mi yapılmalı?
Kişisel Gelişim nedir? Bu soruya net bir cevap vermek kolay değildir. Belki bu soruya kişisel gelişimin ne olmadığı söylenerek cevap bulunmaya çalışılmalıdır. Her şeyden önce kişisel gelişim müstakil bir bilim değildir. Matematik gibi, psikoloji gibi, iktisat gibi kendi sistemini belirlemiş, kendine has bilimsel metotlarla çalışan bir bilim değildir kişisel gelişim. Bilakis o bir hayat anlayışıdır. Popüler bir kültürdür. Bir çok bilimin verilerinden faydalanan ve geniş bir alanı ihtiva eden bir harekettir (akımdır) ve bu hareket, kaynağını içinde yeşerdiği toplumda ve kültürde bulmaktadır.
Kişisel Gelişim kavramını tanımlamak gerektiğinde, söylenebilecek çok şey karşımıza çıkıyor. Başta insanın, içindeki sınırsız gücün farkına varabilmesi, var olan potansiyelinin neler olduğunu kavrayabilmesi ve bunu kullanabilmesi gibi konular kişisel gelişim alanı dahilindedir. Bu potansiyel gücün bileşenlerinin neler olduğunu kavrama ve kendi karakterinde nelerin yer aldığını tespit edip o yönde harekete geçilmesini sağlamak ise “kişisel gelişimin” gayeleri arasındadır. Hedeflerin belirlenmesi, duyguların kontrol edilmesi, davranışların yönetilmesi, olumlu olma ve olumlu davranma,  olumlu düşünme, öğrenme, hızlı okuma, güzel konuşma, hafıza teknikleri vb konuların hepsi “kişisel gelişimin” ilgi ve faaliyet alanı içindedir.
Günümüzde Kişisel Gelişim, çok çeşitli alanları barındırıyor. Çocuk eğitiminden, yöneticiliğe, verimli ders çalışma tekniklerinden, güzel konuşma ve sunum tekniklerine, pazarlamadan, zaman yönetimi ve hızlı okumaya, motivasyona kadar bir çok alan kişisel gelişimin ilgi ve faaliyet alanına girmektedir.  Kişisel Gelişim kendi içinde bir çok konuyu barındıran geniş bir alan. Bu alanları genel olarak; “Yönetim, Motivasyon, Sağlıklı Yaşam ve Stres, Öğrenme-Hızlı Okuma, İletişim (Beden Dili Güzel Konuşma ve Hitabet), Eğitim (Çocuk Eğitimi, Öğretmen ve Öğrencilere Yönelik Çeşitli Eğitimler) NLP, Hafıza-Düşünce-Zeka ve Muhtelif Diğer Konular”  olarak sayabiliriz.
Kişisel gelişim; insanın verimliliğini ve performansını artırmaya yönelik arayışları ve çözüm yollarını, hedef müşteri kitlesine ulaştıran hizmet sektörüdür ve günümüz hızlı, seküler dünyada yaşamaya çalışan insanların bir takım eksiklerini tamamlamaktadır veya tamamlamaya çalışmaktadır. Kısacası kişisel gelişim, çıkmazlar içinde olan modern insanın bir takım boşluklarını doldurmaya çalışan popüler bir kültürdür ve bu kültürün yönünü ve rengini arz-talep dengesi belirlemektedir.
Kişisel gelişimin doldurduğu bu boşluklardan biri, resmî eğitimin eksiklerini hizmet içi ve hizmet dışı eğitimlerle tamamlayarak, piyasanın istediği başarılı ve sağlıklı insan tipini oluşturmak ve böyle insanların sayısını artırmaktır. Bir diğeri, dünyevileşmiş bir toplumda, dinin sosyal hayata yaptığı ahlâkî katkının benzerini dinî terminolojiyi kullanmadan ve sekülerlikten (dünyevî olandan) vazgeçmeden hayatın içine taşımaktır. Bu ikinci nokta üzerinde uzunca durmak mukteza ederse de zamanın kısıtlılığı ve amacımızın hudutları buna –şimdilik- engel oluyor. Ancak şu noktaya işaret etmek gerkir ki özellikle Batı’da bir türlü maddeyle doymamış ruhları manevî arayışlarla doyurmaya çalışan insanların özellikle kişisel gelişim kanalıyla başta konsantrasyon ve meditasyon teknikleri olmak üzere, ruhsal huzur ve şifa teknikleri, stres yönetimi, duygusal kontrol, iç huzuru yakalama teknikleri gibi bir çok yönteme rağbet ettikleri gözlenmektedir. Bu yönelişler arasında son zamanlarda tasavvufun da olduğu görülmektedir.
Bugün, günümüz insanının bir çoğuna hitabeden ve büyük ilgi gören “Kişisel Gelişim”  çağın insanına ulaşmanın en etkili yollarından biri olarak önümüzde duruyor. Fakat tüm dünyada yakın zamanda ortaya çıkmış olan ve  hızla yayılan, kurumsallaşan kişisel gelişim furyası Türkiye’ye Batıdan ithal edilmiş bir akımdır. Bu nedenle hala daha kültürümüze ve değerlerimize yabancılık arz etmektedir. Fakat kişisel gelişim Türkiye’de daha  yeni olmasına rağmen, çok ilgi gören bir alan olmaya da devam edeceğe benziyor.
Dünyada 1970’lerde popüler olmaya başlayan kişisel gelişim kitapları, Türkiye’ye Nüvit Osmay’ın ‘İnsan Mühendisliği’ kitabı ve Dale Carnegie’nin eserlerinin Türkçe’ye kazandırılmasıyla girmiş ve 1990’lı yıllarda birkaç yerli yazarın kitaplarıyla hız kazanmıştır. Bu esnada onlarca yayınevi yabancı eserleri tercüme ederek, Türk insanını bu sektörün kitaplarıyla tanıştırdı. Bununla birlikte çok sayıda insan kaynakları ve kişisel gelişim danışmanlık şirketleri kuruldu. Türk insanı, “Kişisel Gelişim Uzmanlığı” isminde yeni bir iş kolu ve meslek adıyla tanıştı. Doksanlı yılların sonunda ise, popüler bir pazar oluşturan ve eğlendirerek bilgilendiren kişisel gelişim seminerleri, klasik bilgi aktarım metoduna adeta savaş açmış ve bu metodu eskitmiştir. Bu sahadaki belli başlı bir kaç telif eseri saymazsak, kişisel gelişim kitapları genelde Batı medeniyeti ekseninde yazılan kitapların Türkçe’ye tercümesinden veya onlara dayalı derleme eserlerden ileriye gidememiştir.
Doksanlı yıllarda yurtdışına, psikoloji ve sosyal bilimler başta olmak üzere çeşitli alanlarda doktora ve yüksek lisans eğitimine giden genç akademisyenler, kişisel gelişim furyasıyla karşılaşıp, bunların Batı’daki prestijinden ve rantından etkilenerek, Türkiye’de benzer danışmanlık şirketleri kurmak istemişler ve bunlardan bir kısmı da bu gayelerini gerçekleştirmişlerdir. Klasik eğitim usullerinden sıkılmış olan ve eğitim sisteminin dolduramadığı boşlukları kapatmak isteyen, sektörün tüketici kitlesi de, bu eğitimleri, uzman ve uzman olmayan kişilerden almaya başladı. Bu ilk zamanlar öyle bir hal aldı ki “kişisel gelişim” seminerleri almak ve bunlara yüksek ücretler ödemek, “entelektüellik” gereği sayılmaya başlandı. Bütün bunların yanında piyasada tercüme edilen ve insan denen kompleks bütünün, tümünü çözdüğünü iddia eden kitaplardan 10-15 tanesini okuyanlar, kendilerini kişisel gelişim uzmanı olarak tanıttılar.
Gözardı edilmemesi gereken bir diğer husus da, yerli kişisel gelişim sektörü dışında, yabancı kişisel gelişim firmalarının Türkiye temsilcilikleri ve lisans hakkı satın alarak Türkiye’de hizmet sunan danışmanlık şirketlerinin varlığıdır. Bu yabancı danışmanlık şirketleri, özel şirketlere belli kitapları tavsiye etmekte, bunlar Türkçe’ye kazandırılmakta ve şirketten eğitim alanlara dağıtılmaktadır. Tüm bunlara ek olarak ülkemizde profesyonel seviyede hizmet sunan bir kişisel gelişim sektörünün de var olduğu söylenmelidir ve bu göz ardı edilmemelidir.
Son yıllarda, muhafazakâr kesim de bu kişisel gelişim hareketini fark etmiş, bu piyasada yer alabilmek için kendilerince bir seçme yaparak, Batı kaynaklı kitapları tercüme etmişlerdir. Bazıları da, farklı kitapları adeta sentezleyerek ürün oluşturma metodu izlemişler ve kişisel gelişim sektöründe biz de varız mesajını vermişlerdir.
Kişisel Gelişimin  bir hayat anlayışı ve popüler bir kültür olduğunu, bir çok bilimin verilerinden faydalanan ve geniş bir alanı kapsayan etkili bir hareket olduğunu ve bu hareketin, kaynağını içinde yeşerdiği toplumda ve kültürde bulduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Nitekim bu nokta, batı ve doğu kişisel gelişim anlayışı arasındaki temel farkların ne olduğu noktasına ışık tutacağı gibi, neden bizim kendimize ait bir kişisel gelişim anlayışımız olması gerektiği; batı kişisel gelişim ürünlerinin olduğu gibi neden toplumumuza aktarılamayacağı gibi temel sorulara cevap bularak, yazımızın amacına da hizmet edecektir.
Kişisel Gelişim, “kişinin” ve “işletmelerin” performanslarında nitel, nicel ve ruhsal verimliliği hedefler. Bunu yaparken de belli hedefler koyar ve bu hedeflere yürürken kendine has, doğduğu kültürün hakim paradigmasından beslenen bir yöntem izler. Bunların yanında, asıl hedef kitlesi olan insana bir model sunmak kişisel gelişimin vazgeçilmez unsurlarındandır.
Bu moedel sunma meselesi üzerinde özenle durmak gerekiyorsa da bunu daha sonraki yazılarda genişce ele almak daha uygun olacak. Ancak şunu unutmamalıyız ki batı tarzı kişisel gelişim anlayışı, seküler paradigma çerçevesinde, işletmenin verimliliği ve etkin çalışması için kendini geliştiren, yükselen ve sürekli maddi başarı kazanırken, mutluluğu ve manevi tatmini bu sınırlı süreçte arayan farklı bir insan modeli ve farklı bir kişilik tipi sunar. Bu insan modeli, dünyaya zühdle bakan değil kendini sevmeyi, nefsiyle mücadele edip, yaratılmışlar ve Allah karşısında devamlı kendini muhasebe içinde gören, yaratılanı yaratılandan ötürü seven, yalnız kendini değil komşusu ve tüm müslüman kardeşlerini de düşünen o bildiğimiz “Müslüman İnsan” modelinden çok farklı bir insan modelidir. Burada İslam’ın geçmişten beslediği o tarihsel süreçte öngörülmüş insan ve kişilik modelinden çok farklı bir model söz konusudur. Oysa bizim kültürümüzün ve medeniyetimizin öngördüğü insan modeli “eşref–i mahlukat olan insan–ı kâmil” modelidir. Ancak Batı kaynaklı kişisel gelişimde öngörülen insan modeliyle Nietzsche’nin “Üstün insan”ı, Aydınlanma’nın bireyi veya batı medeniyetinde sanayi çağının dişlileri arasında en iyi işlev gören insan referans alınmıştır. Bu insan, ne amaçları, ne eylemlerinin kalitesi, ne de kendi enfüsi varlığı itibarıyla aşkın (müteal) varlıkla veya öte âlemle ilişkili değildir.
Ülkemizdeki kişisel gelişim seminerlerinde kısaca; İnanç ve kültür atlasımızdan çıkmamış bir insan modelini Türk insanına sunma; eğitim sistemimizde başta İslam Medeniyeti Tarihi ve ahlak olmak üzere yeteri düzeyde milli ve dini kültür kazandıracak derslerin bulunmamasından istifade etme; parçalı ve dağınık eğitimlerin hangi insan modelinde neyi geliştirdiğinin belli olmaması ve insan denen mikro kozmos varlıktaki değişimin üç beş saatlik eğitimlerle gerçekleştiği izleniminin verilmesi gibi daha bir çok üstünde konuşulması gereken problem bulunmaktadır.
En başta sorduğumuz soruların cevabını düşünmeliyiz. Fakat bu sorulara cevap verebilmek için kendi medeniyetimizi çok iyi özümsemeli, medeniyetimizin bize aktardığı kültürel mirasımızı bu gözle taramalı ve bize uygun bir gelişim anlayışı ortaya koyulmalıdır. Ancak bunun yanı sıra, batı medeniyetini de çok çok iyi bilmeli ve iki medeniyeti uzlaştırabilecek bir seviye yakalanmalıdır. Yapmamız gereken batı insanının üzerine uygun hazırlanmış hazır kıyafetleri satın alıp giymeye çalışmak değil, terzi olup, kendi ölçülerimize uygun bir kıyafet dikmektir.
Kültürlerin Kişisel Gelişim anlayışı kendi değerlerinden beslenmelidir. Başka bir kültürün  anlayışını olduğu gibi almak,  uygun ve sonuç veren bir uygulama olmayacaktır. Bu nedenle kişisel gelişimi yeniden yorumlayarak, bizim değerlerimizden beslenen, kendi kimliğimizi yansıtan, daha fazla insanın kendini bulabileceği, kısacası “Bizce Bir Kişisel Gelişim” anlayışı oluşturmalıyız. Bu bakış açısıyla bakıldığında, aslında insan merkezli, dolayısıyla da toplum merkezli evrensel bir anlayışa sahip olan kültürümüzün, insan gelişimini sonsuz bir membadan beslenerek sağlayan, mükemmel “kişisel gelişim” yöntemleriyle dolu olduğunu görebiliriz. İnsanı ve insanın menfi duygularını eğitmeyi amaç edinmiş ve yüzyıllardır bunu başarıyla yürütmüş olan “doğal kişisel gelişim alanlarımız” zaten bizde mevcuttur ve bu alanlarımız sadece belirli bir kesime değil, içinde barındırdıkları evrensel insani değerlerle, her zaman ve şartta kullanılabilir bilgilerle, tüm insanlığa hitap etmektedir. Bunun başında da şüphesiz “Tasavvuf” gelmektedir.
Bugün çağımız insanına ulaşabilmek için mükemmel bir fırsat ve alan olarak önümüzde duran “ Kişisel Gelişim” alanı bizim evrensel değerlerimizle mezcedildiğinde, insanî değerlere haiz, insana hizmet etmeyi seven, kendiyle ve başkalarıyla barışık, çağımız şartlarına uyum sağlayabildiği gibi kendi öz kültürüne de bağlı, kendi düşünce ve görüşlerine sahip olmayan insanlarla etkili diyaloglar kurabilen, manevi boyutu gelişmiş insanlar yetiştirmekte etkili bir yöntem olarak karşımıza çıkacaktır.
Eğer büyümek ve gelişmek istiyorsanız öncelikle kendinizi, kendi içsel kaynaklarınızı, kabiliyetlerinizi ve sınırlarınızı bilmeniz ve gerçekten tanımanız gerekir. Bu bilgi ışığında kendi güçlerinizi ortaya çıkarmanız ve zayıflıklarınızı geliştirmeniz, telafi etmeniz gerekir. Kendi kültürünüzden kopmadan gelişip büyüyebilmeyi başarabilmeniz gerekir. İslam medeniyetinin sahip olduğu zengin birikim, geleceğe ulaşmak hususunda en sağlam yolun geçmişi iyi değerlendirmekten geçtiği göz önüne alınırsa, çok büyük bir kaynak ihtiva etmektedir. Bu kaynağı güzel ve etkili bir şekilde yorumlayabilirsek hem çağımız insanına hem de bizden sonraki kuşaklara ciddi bir fayda sağlamış oluruz. Başta yazılı eserler olmak üzere, mimarî ve sanatta bizlere bırakılan mirası iyi tanımalı ve çağın değerleriyle güzel harmanlamalıyız. Nitekim büyük medeniyetlerin temelinde devamlılık esastır.
Bizler, köklü ve güçlü bir medeniyetin torunları olarak, bakış açımızı değiştirmek, tarihimizi oluşturan fikir ve kültür sistemine, kendi eserimize ve kendi benliğimize dönmek mecburiyetindeyiz. Bu her alanda gerçekleşmelidir. Bilhassa eğitim ve kültürde kendi değerlerimize dönmek mecburiyetindeyiz. Bu açıdan, kişisel gelişim anlayışında da bu devrim gerçekleşmelidir.