Ruh sağlığımız iyi değil!
Yeditepe Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Arif Verimli, Türkiye’de her 5 kişiden 1’inde psikiyatrik bozukluk olmasına karşın 70 bin kişiye 1 psikiyatrist, 10 bin kişiye de 1,2 yatak düştüğünü bildirdi. Toplumlarda şizofreni görülme oranının yüzde 1 olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Verimli, Türkiye’de bu hastaların sadece bir kısmının tedavi altına alındığına dikkat çekti.

Doç. Dr. Verimli, “Hastaların çok büyük bir kısmı tedavi edilmemekte, hastalık kronikleşmekte, böylece mahallelerde ve köylerde ‘köy delisi’, ‘mahalle delisi’ gibi adlandırılan ve aşağılanan bir kitle oluşmaktadır. Bir kısmı ise evlerinde bodrumlarda veya ahırlarda ayaklarından bağlanarak yaşatılmaktadır.’’ dedi. Türkiye’de kadınların yüzde 24’ünün hayatları boyunca en az bir kere depresyon geçirme riski olduğunu belirten Doç. Dr. Verimli, erkeklerin ise yüzde 3’ünün aynı riski taşıdığını vurguladı. Doç. Dr. Verimli, tedavi edilmeyen depresyon vakalarının yüzde 15’inin intiharla sonuçlandığını kaydetti. Doç. Dr. Verimli, Türkiye’de her 5 kişiden 1’inde psikiyatrik bozukluk bulunduğunu ifade ederek şunları kaydetti: “Buna rağmen ülkemizde yaklaşık 1.200 uzman psikiyatrist ve 9 bin yatak var. Aşağı yukarı 70 bin kişiye 1 psikiyatrist, 10 bin kişiye 1,2 yatak düşmektedir. Halbuki psikiyatri hastalarının yarısı, suç potansiyeli taşımalarından dolayı tedavi altına alınmak zorunda.’’

Zaman Gazetesi, 03.04.2005 ; http://www.zaman.com.tr/?hn=159362&bl=kadinaile&trh=20050403

Çağımız insanının başına gittikçe daha fazla dert olan ruhî sıkıntı ve bunalımların artması ve neticesinde ruh sağlıklarının ciddi şekilde tehlikede olması hepimizin idrak ettiği bir gerçek. Üstelik bu gerçek ruh sağlığının daha çocuk yaşlarda dahi ciddi tehditlerle karşılaşmasıyla, günümüzde seyrini sürdürmektedir.

Son zamanlarda şahsî çevremde de ruhî sıkıntıların çoğaldığını görmem bu konuda bir yazı dizisinin hazırlanması gerektiğini hissettirdi. Binaenaleyh başta ruh sağlığı olmak üzere, çeşitli ruhî rahatsızlıklarla ilgili bilgiler vermenin okuyucularımız açısından faydalı olacağı kanaati hasıl oldu. Bu sebeple; ruh sağlığı nedir? Ruh sağlığımızı korumak için nelere dikkat edilmelidir? Ruh hastalıkları nasıl oluşur? Teşhis nasıl konulur? Ruh hastalıkları nasıl tedavi edilir? Başlıca ruh hastalıkları nelerdir ve bu durumlarda neler yapılmaktadır? gibi sorular bu yazı ve bundan sonraki yazıların konuları olacaktır.

Psikolojide normal ve anormal olanın ayrımı nedir?

Psikolojide psikolojik davranışlar ve reaksiyonlar bakımından normal olanın ne olduğunun incelenmeye başlaması çok eski değildir. Ancak Psikolojide son 40–50 yılda özellikle ruh hekimliğinde önemli gelişmeler olmuş; özellikle tam normal hâl ile anormal hâl anlayışı çok değişmiştir. Önceleri hekimler genel olarak sadece bedenî veya sadece rûhî bozukluklar gösterenlerle uğraşırken normal pek dikkate alınmamaktaydı. Sağlık büyük ölçüde anormal bozuklukları olmamak; hastalık ise gözle görünür derecede tabiî olmayan belirtilerin bulunması hâliydi .

Tıptaki ve özellikle nöroloji ilmindeki ilerlemeler, klinik psikolojide de normal ve anormal kavramını etkilemiştir. Bu zamana kadar, psikolojide normal ve anormal kavramını etkileyen en önemli etkenlerin başında tıptaki ilerlemeler gelmekle beraber, bu alanda yazılan kitaplardan çoğunun normallik hâline yer vermemeleri ve her hangi bir tarifte bulunmamalarıdır. 1990’lara kadar pek az psikiyatri kitabının indeksinde normallik hâli yer almaktadır. Son zamanlarda klinik psikolojide bu konudaki değişiklikler yalnız genel hekimliğin ilerlemelerine değil, kendi alanında psikanaliz–psikosomatik, hekimlik-sosyal psikiyatri gibi dalların yeniliklerine de bağlıdır.

Psikologların çoğunluğu normal ve anormal olanın ayrımının tamamıyla tahmini olduğunu söylemektedir. Zira medeniyetin veya kültürün bazı gereklerine göre nörotik sayılan bir davranış diğer bir toplumda tabii sayılabilir. Örneğin bazı ilkel kabilelerde ölmüş ataların ruhlarıyla zaman zaman konuşmalar yapmak normal kabul edilebilirken, bizim toplumumuzda bu anormal kabul edilmektedir. Veya puta tapan bir topluluk için görmediği bir şey huzurunda secde eden Müslüman anormal kabul edilebilir. O hâlde her tarihî dönem ve toplum için geçerli olan bir normal ve anormal standardı yoktur .

Psikanalistlerden bazılarına göre ruh fonksiyonu bakımından gerçek sağlık hayalî bir şeydir. Nitekim biyoloji ve fizyolojik olaylarda olduğu gibi objektif bir kriter yoktur. M. Klein’e göre “Ruhu itibariyle sağlam insan, psikolojik eylemler bakımından bütünlüğüne birleşimler yapan bir kişiliğe sahip olan insandır” demekte ve bunun içinde şu ölçüleri vermektedir .

1-    Karakter gücü.
2-    Çatışmalarını yenebilmek yeteneği.
3-    İç hayatın gerçekliğe uyumu.
4-    Çeşitli kişilik kısımlarının bir bütüne amaçlı olarak yönelmesi.

Normali, düzene ve norma uyan olarak tanımlayabiliriz. Ancak norm, bütün toplumlarda aynı anlamı taşımamaktadır. O hâlde normu, kabul edilen değerlerin bileşkesi oluşturmaktadır.

Her hareketin, her düşüncenin, her duygunun normal ve normal olmayan sınırları vardır. Bu normalliği de şüphesiz ortak kabuller ve topluluk belirlemektedir. Toplumların normallik ve anormallik üzerindeki etkilerini bir kenara bırakmak mümkün değildir. İnsanın günlük yaşantısında ortaya çıkan doğal durumlar, aşırı bir hâl alır, sürer ve içinde yaşanılan topluluk ölçülerine aykırı gelirse anormal sınıra girilmiş demektir. Bu bakımdan ruhi sıkıntıların normalliğini belirlemede işlevsellik ve sosyalleşme oldukça önemli bir ölçü kabul edilmektedir.

İstatisikî bakımdan, ortalamadan çok sapmış bulunan herkes anormaldir. Sosyal açıdan normal insan hayattan zevk alabilecek derecede çevresine uyum sağlamış olan, anormal ise uyumsuz olan insandır.  Bu bakımdan psikolojik olarak normal ve anormal değerlendirmesinde insanın hayat reaksiyonlarına bakılır. Bireyin ailesine, çocuklarına, dostlarına karşı tutumu, konuşma tarzı, fikirleri, heyecanları, düşünceleri gibi hususlar psikolojik açıdan kişiyi normal veya anormal sınıfına koymak için gerekli ölçütlerdir.

Tüm bunlara ek olarak psikiyatri alanında bir kişinin normal olup olmadığı konusunda en önemli ölçülerden birinin hezeyanları olduğunu belirtmek gerek. Hezeyan, genel olarak kişinin gerçeğe uygun olmayan fikirleridir. Kişi bunları kesin doğrular olarak kabullenir ve aksini kesinlikle kabul etmemektedir.

Bir sonraki yazı (Ruh hastalığı nasıl oluşur? Nasıl tedavi edilir?)

1 Rasim Adasal; Medikal Psikoloji; İstanbul: Minnetoğlu Yay., 3. Baskı, 1977, s.551.
2  Karen Horney, Çağımızın Nevrotik Kişiliği, Selma Koçak (çev.), İstanbul:Doruk Yay. 2003, s.10-12.
3 Adasal, s.555.
4 Stephan F. Davis ve Joseph S. Palladino, Psychology, 2. baskı, NewJersey: Prentice-Hall Publisher, 1997, s.548–550.
5 Peker, Din Psikolojisi, s.227.
6 Davis ve Palladino, s.548–549.